Bu sene benim için biraz zor bir seneydi. Henüz bunu kendime yeni yeni itiraf edebiliyorum. Süreç boyunca ben olayları daha çok çaresizce izleyen tarafta olduğum için sızlanmaya bile hakkım olmadığını düşünüyorum hâlâ. Birkaç ay önce biraz toparlayınca SHG Airshow'a bu sene de gitme kararı aldık. Geçtiğimiz sene gösterilere emektar Panasonic V380'im ve Canon EOS M kameramla gitmiştim. Bu yılki SHG Airshow için kamera arayışım aslında yeni bir kamera alma niyetiyle başlamadı. Daha doğrusu, başlangıçta kafamda belirli bir kamera modeli de yoktu. Aslında EOS M'in görsel zenginliğini ve V380'in pratikliğini bünyesinde barındıracak bir şeyler bulabilir miyim acaba düşüncesiyle yola çıkmıştım.
Bir tarafta Panasonic V380 vardı. Küçük bir camcorder olan bu makineyi kullanmayı ne kadar çok sevdiğimi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. Aldığım günden beri her daim yanımda; şarjı olduğu sürece asker gibi, ekran kapağını açtığım anda kayda hazır. Çok küçük; kompakt kelimesinin vücut bulmuş hâli. Bir yandan da kullanılabilecek en stealth platformlardan biri. Neredeyse kimse elimde görüp de “Ne çekiyorsun?” diye sormadı şu ana kadar. İstersem saatlerce kayıt alabiliyor, kayıt süresini etkileyen tek şey batarya durumu oluyor. Benim gibi başınızın üstünden geçmekte olan bir A400M'i fark eder etmez kameranızın kayda girmesini ve bıçak gibi keskin bir şekilde autofocus'un uçağa kilitlenmesini istiyorsanız, ihtiyacınız olan tek şey bu kamera. Fakat bunun karşılığında görüntü kalitesinden ne yazık ki ödün vermeniz gerekiyor.
Bunu, çok daha eskiden almış olmama rağmen yıllarca kullanmadığım Canon EOS M'i aktif olarak kullanmaya başladıktan sonra fark etmeye başladım. EOS M'in APS-C sensöründen gelen görüntü, V380'in görüntüsüne göre belirgin şekilde daha zengindi. Daha temiz, daha derli toplu ve özellikle detaylarda daha tatmin edici bir görüntü elde ediyordum. Özellikle renklerin canlılığı ve görüntünün keskinliği, kayda daha “yaşayan” bir his veriyordu. Ancak onun da üzerindeki 18-55 mm kit lensi ihtiyaçlarıma çok fazla cevap vermiyordu.
Dolayısıyla zamanla kafamda garip bir beklenti oluştu: V380'in kullanım kolaylığını istiyordum ama EOS M'in görüntü kalitesinden de vazgeçmek istemiyordum. Çözmem gereken mesele buydu. Küçük, her zaman yanımda taşıyabileceğim, açıp hemen kayda girebileceğim ama görüntü kalitesi de mümkün olduğunca EOS M'e yaklaşan bir kamera.
Bu noktada aklıma klasik kompakt makineler gelmeye başladı. Bir fotoğraf makinesinin görüntü kalitesini camcorder'ın kullanım rahatlığına yaklaştırma fikri benim için oldukça cazipti. Bir de zoom meselesi var tabii. Ben de düştüm o batağa uzunca bir süre. İlk bakışta uçak çekmek için ne kadar fazla zoom varsa o kadar iyi gibi düşünüyor insan. Fakat pratikte bunun da bazı sınırları olduğunu görüyorsunuz. Çok yüksek büyütme oranları her zaman daha iyi bir görüntü anlamına gelmiyor. Bir uçağı gökyüzünde bulmak, onu kadraja almak, takip etmek ve bunu yaparken görüntünün kullanılabilir kalmasını sağlamak başlı başına bir mesele.
Ben de tam olarak bu sebeplerden “en uzun zoom” yerine, yeterince uzun zoom + iyi görüntü kalitesi + küçük gövde kombinasyonunu, mantıklı bir fiyat aralığında sunabilecek bir kamera arayışına başladım. Durduk yere, yoktan başıma iş açtım. Hiçbir şeye ihtiyacım yokmuş gibi yeni bir kamera aramaya başladım. İşte bu yazıda, bu maceranın başıma ne dertler açtığını ve bu yolculuğun sonunda seçtiğim kamerayla saçmalamanın sınırlarını ne kadar zorladığımı, her bir video eşliğinde okuyacaksınız. Siz serinin ilk videosunu izlerken ben de diğer videoları kurguluyor olacağım. Şimdiden iyi seyirler...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder