Serinin ilk yazılarından biliyorsunuz, daha düzgün videolar çekebilmek adına biraz daha güçlü bir ekipman setine geçme kararı aldım. Bu ekipman seti sayesinde biraz daha güzel görünen sahneler çekebilmekti aslında temelde istediğim. Her ne kadar V380 ve EOS M ile uzun soluklu, mutlu bir ilişkimiz olsa da, artık biraz daha fazlasını istiyordum. Zaten aklımda Sony'ye geçme düşüncesi hep vardı ilk kameralarım Sony olduğu için, biraz da fazla romantize etmiş olabilirim bu fikri, şimdiden bakınca öyle görünüyor en azından. Zamanında kendi maaşımla aldığım ilk kameram Sony'nin Carl Zeiss lensli kompakt bir modeliydi. Yıllarca neredeyse her yere benimle geldi, zorlu şartlarda görevini başarıyla yerine getirdi. O kameradan beri aslında derinlerde bir yerlerde Sony’ye dönme düşüncesi her zaman vardı.
SHG Airshow 2026'ya giderken planım oldukça basitti: Mümkün olduğu kadar her şeyi ZV-E10'umla 4K kaydedecektim. İşler ters giderse de 1080p'ye geçer, günü kurtarırım diyordum. Sonuçta daha yeni nesil bir kameranın 1080p'sinin en az on yıl önce piyasaya çıkan bir kameradan iyi olacağını düşünüyordum.
Planım bir yere kadar işe yaradı, ancak buradaki “bir yer” gösterinin sadece üçte birini kapsıyor. Gösterinin ilk bölümünde her şey gayet yolundaydı. Yeni kamera, yeni lens ve aylarca süren araştırmaların ardından ilk kez ekipman tarafında kendimi gerçekten rahat hissediyordum.
Ancak bir süre sonra ZV-E10'un ekranında sıcaklık uyarıları belirmeye başladı. Başlangıçta çok önemsemedim. Sonuçta kesintisiz kayıt almıyordum; birkaç dakika kayıt alıyor, ardından makineyi kapatıyordum. Buna rağmen gövde giderek daha fazla ısındı. Bir noktada sıcaklığı elimde hissedebiliyordum. Ardından ekran karardı ve kamera kendini kapattı.
O an moralimin ne kadar bozulduğunu tarif edemem. Yıllardır çok daha eski makinelerle uzun süreli kayıtlar alabilirken, bu kameranın daha gösterinin yarısına gelmeden tökezlemesi biraz sinir bozucu oldu.
Mecburen gövdeyi serinletmeye çalıştım. Batarya kapağını açtım, gölgede tuttum, elimdeki su şişesinin serinliğinden bir miktar faydalanmaya çalıştım. Bir süre sonra kamera yeniden kendine geldi, ancak bu kez güvenli tarafta kalabilmek için bazı çekimleri 1080p'de kaydetmek zorunda kaldım.
Eve dönüp bu 1080p görüntüleri açtığımda ise ikinci sürpriz beni bekliyordu. Bu kısma daha sonra detaylı olarak değineceğim için şimdilik girmiyorum.
ZV-E10'un 4K görüntülerini gerçekten çok beğenmiştim. Ancak 4K ne kadar iyiyse, 1080p performansı da o derece yetersiz geldi. Yıllarca kullandığım Canon EOS M'in Full HD görüntülerine alışmış biri olarak, ZV-E10'un 1080p performansı beklediğim seviyede değildi. Görüntüler kullanılmayacak kadar kötü değildi belki ama 4K kayıtların yanında ve EOS M'in netlemeyi başarabildiği sahnelerle karşılaştırıldığında belirgin şekilde daha yumuşak ve detaydan yoksun görünüyordu.
İşin ironik tarafı ise şuydu: Kamerayı tercih etmemin en büyük sebeplerinden biri olan 4K görüntü kalitesi, gösteri günü yaşadığım ilk büyük problemin de kaynağı olmuştu. Bu konuyla alakalı olarak en sinir olduğum durum ise meğerse ısınma sorunu bir ölçüde kontrol edilebiliyormuş. Menülerin derinliklerinde saklanan bir ayar sayesinde, kameranın daha yüksek sıcaklıklarda çalışmasına izin vermek mümkünmüş. Bunu sahada bilseydim, günün önemli bir kısmında muhtemelen 4K çekmeye devam edebilirdim.
Bakalım 1080p'de kaydettiğim videolardan biri olan Piper Cub ve Aviat Husky'yi izlerken siz neler hissedeceksiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder