26 Eylül 2026 Cumartesi

SHG Airshow 2026/Yeni Çekim Ekipmanlarım

 Geçen yıl SHG Airshow'a giderken elimde Canon EOS M ve V380 olduğundan bahsetmiştim. Her ne kadar EOS M’in şarjı normal bir gösteride fazla fazla yetse de, gösteri günü daha birkaç uçak çekemeden tükenmişti. Ek olarak çok daha büyük bir sorunum daha vardı; elimdeki 18-55 mm lens bana çok kısıtlı bir erişim sunuyordu, özellikle bir hava gösterisi gününde.

Bu yıl aslında SHG'ye tekrardan gitmeye karar vermemin altında yatan en büyük etmen, düzgün ekipmanla gidip sevdiğim uçakları olabildiğince sinematik olarak kayda alabilmekti.

İlk kararım gövde seçimiydi. Başta RX100’lere falan bakarken sonradan o kadar para verip aynı lense sıkışıp kalma fikri mantıklı gelmedi. Bir yandan Sony’nin lens ekosistemi de bayağıdır göz kırpıyordu. Yaptım bir delilik ve kararımı ZV-E10’dan yana verdim. Kamerayı özellikle 2. el aldım, vazgeçme riskime karşı. Piyasadaki en makul fiyatlı Sony gövdelerinden biriydi. Küçük bir gövde, APS-C sensör, 4K video, iyi otomatik netleme ve değiştirilebilir lensler... Daha da güzeli, EOS M’de yaşadığımın tam tersi olarak elimdeki lensleri gelecekte sahip olma ihtimalim olan daha güncel gövdelerle bile kullanabilme seçeneğiydi.

Sonra küçük ama önemli hazırlıklar başladı. Geçen yıl batarya konusunda dersimi almıştım. Aynı sorunu tekrar yaşamak istemediğim için SmallRig yedek batarya ve şarj ünitesi setini aldım. Bu kez günün ortasında kameranın kapanması gibi bir ihtimali en azından ortadan kaldırmıştım. Elimde toplamda üç batarya vardı artık. Bu setin şöyle de bir avantajı oldu: şarj istasyonu power bank ile de oldukça hızlı şarj ediyordu. Mesela ilk bataryamın şarjı biter bitmez şarja taktım, neredeyse üçüncü bataryaya geçerken ilk batarya tekrardan tamamen şarj olmuştu.

Sonra ikinci konu lens meselesiydi. Bu sefer kit lensle çekim yapmak istemiyordum. Sınırlı da olsa biraz daha fazla tele erişimi hiç de fena olmazdı. Ek olarak şunu da öğrenmiştim: hava gösterilerinde odak uzaklığı arttıkça çekimi izlenebilir tutmak zorlaşıyordu. Bir yandan kamera titreşimlerinin daha fazla hissedilmesi, otomatik netlemenin zorlanması gibi teknik meselelere ek olarak, kadraja sadece uçağın sığması sebebiyle hikâyeden uzaklaşma gibi sorunlar da yaşanıyordu. Bu sebeple makul fiyatlı tele lens arayışımı Sony 18-105 mm F4 lensinden yana sonlandırdım.

Güneş ise başka bir meseleydi. Bu sefer örtücü hızının ışığa göre otomatik olarak değiştiği ve bunun neticesinde havada pervanelerin neredeyse duruyormuş gibi göründüğü görüntüler yerine tatlı bir motion blur da görmek istiyordum. Özellikle video çekerken enstantaneyi belli bir değerde tutmak istediğimde, parlak bozkır ve açık gökyüzü kamerayı kolayca sınırlarına getiriyordu. Bu yüzden ilk kez değişken bir K&F Concept ND2-400 filtre kullanmaya karar verdim. En azından bu kez güneşle kamera arasında biraz pazarlık yapabilecektim.

Kâğıt üzerinde her şeyi çözmüştüm. En azından ben öyle sanıyordum. Yedek batarya vardı. ND filtre vardı. Çok daha yeni bir kamera ve premium sayılabilecek bir de lensim vardı. Şimdi geriye yalnızca bunların gökyüzünde gerçekten işe yarayıp yaramadığını görmek kalmıştı. Acemiliğimi iliklerime kadar hissedeceğim bu tecrübe için de fazla beklememe gerek yoktu; gösterilere bayağı az gün kalmıştı.

Çekim ekipmanlarımın sıradaki sınavı Türk Yıldızları.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder