30 Kasım 2023 Perşembe

Ve Kaldığın Yerden Yolculuğuna Devam Etmelisin...

     Bugün yine bir tribute yazısıyla karşınızdayım. Bazen zaman insanın üstünden fırtına gibi geçerken geride zihninizde anılarınızın olmasını beklediğiniz yerde sizi enkaz yığınlarıyla baş başa bırakabiliyor. Eski vitrinlerde yer alan ölmüşlerin fotoğrafları bu açıdan bakıldığında gayet gerekli şeylermiş. Bazen kenara bir yerlere anısını yaşatmamız gereken insanlar için küçük bir köşe mi yapsam diye düşünmeden edemiyorum. Böyle insanlara  blogda uzun uzun güzel araştırma yazıları yazmak istememe rağmen sonrasında bu proje o kadar büyüyor ki bir sürü görsel, röportaj vs. birikmiş halde kenarda bir yerde kalıp gidiyor. O yüzden bu yazıyı yüzeysel de olsa bazı ustaları hatırlamak için aldığım şahsi notlarım olarak düşünebilirsiniz. 

Satoshi Kon, Susumu Hirasawa, Kentaro Miura

      Bu postta Kentaro Miura, Satoshi Kon ve Susumu Hirasawa'dan bahsetmek istiyorum. Kaç kişiyi bu üçlü kadar derinden sevebilirim bilmiyorum, ne yazık ki Kon'u 2010'da kaybetmişiz, Miura Sensei 'yi ise 2021'de ansızın bir kalp krizi sebebiyle kaybettik. Hirasawa ise şansımıza 70'e merdiven dayamasına rağmen hala üretmeye devam ediyor. Bu üçlünün elbette buluşma noktası Susumu Hirasawa, kendisi hem Berserk serisinin hem de Satoshi Kon'un hemen hemen son filmlerinin müziklerini yapan kişi, aslında sadece müzik yapan demek o kadar yetersiz kalıyor ki bu eserleri onun müzikleri olmadan düşünmek zor onunkisi bir nevi ruh üflemek denilebilir.

12 Ekim 2023 Perşembe

Sidon Kralı Tabnit

     Bu sene garip bir sene oldu benim için, sanırım tüm hayatım boyunca bu kadar amaçsız hissettiğim başka bir zaman dilimi olmamıştır. Başlarda bir noktada son bulur herhalde diye düşünüyordum, bu nedenle çok üzerinde durmadım ancak bu seferki bir türlü bitmek bilmeyen bir ruh haliymiş meğerse. Belki yaşla alakalı olabilir diye düşünüyorum. Normalde içimde gürül gürül yanan bir alev fırtınasıyla yaşardım, dağları parçalamaya yetecek kadar enerjim vardı, şimdi ne gerek var diyen bir dayıya dönüştüm. İşin kötü tarafı bu bana kötü de hissettirmiyor, beni kaygılandıran da işte tam bu kabullenmişlik. Bu sene maket yapmaya bile zar zor enerji buldum, Blender'a başlamış hatta kısa bir film yapmanın eşiğine gelmiştim tam. Hepsi kaldı kenarda köşede, Guts'ın 375. bölümdeki haline döndüm. Bu duygu vazgeçmişlikten mi yoksa pes etmişlikten mi geliyor onu da çözemedim ama kendime kalayı basma noktasına geldim. Meğerse tüm o stres ne güzel şeymiş, sofradaki marul gibi takılıyorum aylardır, artık acil olarak bu dönemi kapatmam gerekiyor. Hep bu sükun bulmuş ruh halini aradığımı düşünürdüm oysa tam bir kabusmuş. Nedense bu iyi olması gereken süreçleri insan gibi yaşayamıyorum, mutlulukla, huzurla asla başa çıkamıyorum. Normalde şu anda en huzurlu hissetmem gereken anlar içerisindeyim etrafa bakınca. İnsanların enkaz altından çıktığı savaşlarda öldüğü bir yılda ağzımı bile açmamam lazım aslında ama bu halimle de barışamadım bir türlü. Şu geçmiş buluşma postlarının altına iki satır yazmam bile aylar sürdü, beklerken sinir oldum kendime. Normalde bu resmin altına bambaşka şeyler karalamayı planlıyordum ancak duramadım, tutamadım kendimi.


20 Eylül 2023 Çarşamba

Garip Bir Yazı...


     Son günlerde vaktimin çoğunu Guillermo del Toro'nun Twitter sayfasında geçirir oldum, sanırım filmlerden boşluk bulduğu zamanlarda figürlere abanıyor üstad. Figürleri sadece bitmiş halleriyle değil başlangıçtan itibaren  tek tek yapım aşamalarında fotoğraflayıp paylaşıyordu son birkaç aydır. Bu işlere merakı olduğunu uzun zamandır biliyordum ama nedense hepimizin hayalinde olan koca koca raflardan oluşan bir atölyede değil de çalışma odasının gayet küçük bir bölümünde mütevazi bir masa üzerinde eminin iki büklüm bir biçimde boyuyordu kitlerini. Aslında derdim fakir edebiyatı yapmak değil, böylesine ünlü birinin gelecek olan saçma sapan eleştirileri takmadan olduğu gibi en saf haliyle çalışmalarını paylaşabiliyor olması. Dikkat etmedim ama airbrush tabancası bile göremedim sanki fotoğraflarda, sadece fırça ve kim bilir ne zamandan kalan Vallejo boyalarla elde boyuyormuş üstad. 


     Benzeri bir biçimde benim için çarpıcı bir diğer örnek de pandemi zamanı David Lynch'in atölye videoları olmuştu. Tüm dünyanın en büyük yönetmenlerinden birini dandik bir telefon kamerası karşısında üzeri talaşla kaplı iş kıyafetiyle görmek bayağı şaşırtmıştı, her videoyu birkaç defa izledim, malzemelerine göz gezdirdim ve yine aynı şekilde son derece mütevazi çoğu köy evindeki depolara benzer biçimde bir çalışma alanı vardı kendisinin. Yaptığı çoğu şey için "gardaş elli sente tutacak satın alsaydın" minvalinde yorumlara inat o dönem atölyede yaptığı garip aygıtları paylaşmıştı güzel yorumlarla. Dediğim gibi defalarca izledim ve her izlemede adama olan hayranlığım daha da arttı.


     Son örneğim de Peter Jackson, kendisini ilk olarak ortaokul yıllarında eve tesadüfen gelen sinema çekimi Yüzüklerin Efendisi'nin ilk filmiyle öğrenmiştim, o zamanlar yeni yeni sinemayla tanışma yıllarımız. Yavaş yavaş düzgün filmler izlemeye başladığımız günler. Sonradan en az Yüzüklerin Efendisi filmleri kadar sevdiğim King Kong filmiyle zaten gönül tahtıma çoktan oturmuştu bile Peter Jackson. Sonrasında bu abimiz bir çocukluk hayalini gerçekleştirmek üzere 2006 yılında Wingnut Wings markasını kuruyor ve bu marka altında kendisinin hastası olduğu WWI uçaklarını sadece 1/32 ölçekte son derece detaylı bir biçimde üretmeye başlıyor. bildiğim kadarıyla firmanın başına da modelci dükkanında tanıştığı en az kendisi kadar manyak başka bir modelciyi geçiriyor. Her ne kadar pandemi zamanı WnW sitesinden firmanın süresiz bir süre faaliyetlerine ara verdiğini açıklasa da bu çaba benim için takdire şayan. Parasını her türlü zarar edeceğini bildiğin bir alana gömmek her babayiğidin harcı değil bence ve bunun kazanılan paranın çoğluğuyla alakası olmadığını düşünüyorum


     Biliyorum son olarak demiş bulundum az önce ancak James May'den bahsetmeden bu yazıyı bitiremezdim, zaten kendisinden bahsedecek yer arıyordum blogda. Yine aynı biçimde iş aralarında kalan vakitlerde fırçayla Airfix kitler yapıp paylaşıyor, kendi garajında motor topluyor, bisiklet sürüyor demek istediğim bir şekilde işi haricinde de bir sürü başka şekilde gönüllerimizde var olmaya devam ediyor. İşin ilginç yanı yine canlı yayınlarında hobileriyle alakalı sorunlarından bahsederken kendimi modelci yahut bisikletçi bir dostumla muhabbet ediyor gibi hissediyor olmam. Elbette yıllardır çeşit çeşit ekranda gördüğümüz insanlara karşı bir aşinalık durumu gelişiyor zihinlerde ancak burada tamamen bambaşka bir olaydan bahsediyorum. 
     İşte sorun da tam olarak burada başlıyor benim için. Neden acaba bizde insanların tam manasıyla amatör olarak uğraştığı pek bir hobisi yok? Neden mesela Del Toro'nun pejmürde çalışma masası gibi veya Lynch'in talaş içindeki atölyesi gibi bizde atölyesini paylaşan yok veya görünmeyecek kadar az? Bu sorunun cevabı "çünkü böyle bir dertleri yok" denilerek verilebilir galiba, çoğu insanımız gibi aydınımız için de hobi demek boş uğraş manasına geliyor.  Neden bu adamları bu kadar çok seviyorum da kendi ülkemden bir tane favori yönetmenim, oyuncum, başka bir şeyim yok diye kendime kızarken yakalıyordum kendimi ara ara, galiba artık bu soruyu kendime sormayacağım. Çünkü öyle veya böyle evin köşesinde masanın dörtte birinde figür boyamaya çalışan adamla çok daha fazla ortak noktamız olduğunu hissediyorum. Her ne kadar böyle bir şeyin yaşanmayacağını bilsem de Peter Jackson'la herhalde modelcilik üzerine vakit olsa saatlerce konuşabilirdim. Kaldı ki bunlar ilk aklıma gelen isimler, daha saymayı unuttuğum o kadar çok insan var ki... Az önce kendime sorduğum soru üzerine tekrar düşününce kimin filmlerini sevecektim ki başka? Yazı umarım sert bir yazı olmamıştır, derdim aslında birilerini eleştirmekten çok bu ülkede neden hobilerin bu kadar hor görülüyor olduğu sorusuydu aslında.



19 Eylül 2023 Salı

Eduard Zlín Z-37A Čmelák(ProfiPACK) 1:72


     Çocukluğumun bir bölümü kavunuyla meşhur ilçemiz Kırkağaç'ta geçti, o senelerde bazı ilaçlama işleri küçük Dromader türevi zirai ilaçlama uçaklarıyla yapılırdı. Sonradan AB sürecinde bu yöntemin çevreye verdiği zarar sebebiyle yasaklanması gerektiği talep edilince biz de hemen atladık, Avrupa'da hala çatır çatır çalışan ilaçlama filoları var olmaya devam ederken bizimkiler altın çağında darma duman oldular. Derken pandeminin ortasında bir gün piyasaya çıkacak olan kitler arasında Eduard Zlin Z-37 Cmelak kitini görünce bir anlığına çocukluğuma geri döndüm, kitin spiyasaya düşüp düşmediğiniı hemen hemen her gün kontrol ettim, o günlerde genel olarak taşımacılık sektörü sıkıntıda olduğu için yurtdışı siparişe pek cesaret edemedim, biraz beklesem mi dedim ama bir yandan da dayanamadım. Derken bir gün posta kutumda hlj.com'da ön sipariş indirimi gibi bir şeyler görünce kendimi tutamadım hemen sipariş geçtim. Bu hlj'den yaptığım ilk alışveriş olunca ürün kendi sanal depoma düşene kadar akla karayı seçtim. Sonrasında yazın bitip gecelerin serinlemeye başladığı bir Eylül gecesi yine uyuku öncesi telefonumu karıştırırken ansızın gelen bir maille donakaldım. Kitlerim online depoma düşmüştü ve hemen kargolanabiliyordu. Koştum PC başına ve adresimi onbeş kere falan kontrol ettikten sonra kargo onayı verdim ve iki hafta içerisinde kargom Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından içeriye girmişti. O günler hala çifterli, üçerli sipariş verebildiğimiz günlerdi, ancak kitten iki tane almama rağmen kıyıp bu güne kadar başlayamadım, günlerce kutuları seyrettim. Geçtiğimiz günlerde grupların birinde bir arkadaş satışa koyunca hemen üçüncü kutuyu aldım ve yapmaya başladım. Bu küçük uçak şahsi sıralamamda 72lik kitler arasında basamakları üçer beşer atlayıp ilk sıraya yerleştiği için ona blogumda birkaç satırla yer vermemin doğru olacağını düşündüm ve işte size amatör bir modelcinin gözünden küçük bir inceleme.

17 Eylül 2023 Pazar

Kurgu İçinde Kitap Kulübü Üzerine...


     Geçtiğimiz günlerde USk'daki deli arkadaşlarımızdan biri onca işinin arasında bir de kitap kulübü kurmaya karar verdi, yalandan "yapma, gel etme" dediysek de alttan alta verdik gazı, neticede kim hayır diyebilir böyle güzel bir aktiviteye? Katılan eden başka insan olur mu derken sanırım gruptaki kişi sayısı onu geçeli epey oldu. Sizi daha ilk cümlede kaybettim değil mi? "Hangi deli?" sorusu beyninizi kemiriyor biliyorum ve hiç vakit kaybetmeden o ismi açıklıyorum, o arkadaşımız Canan Hanım. Kendisine İstanbul'da herhangi bir kültür&sanat faaliyetinde denk gelebilirsiniz, ukulele gruplarından kitap söyleşilerine, müzelerden resim sergilerine. Kendisi bence kültür&sanat piyasasının derinlerinden, büyük ihtimalle herkesin maske taktığı gizli toplantılarda söz sahibi bir arkadaşımız da bize çaktırmadığını düşünüyor. Açıkçası şahsi olarak bayağı sevindim grubu kurmasına, herhangi bir kitabı okuduktan sonra üzerine konuşacak birini arıyor insan. 
     Grup sayesinde ilginç bir şeyi de fark etmiş oldum, okuduğum romanlarda da hep tecrit edilmiş insanların hikayelerini okuyormuşum ben, nedense sosyal hayattan kitaplarda da uzaklaşmışım. Mesela şu anda okuduğumuz Lawrence Durrel'in Justine'ni küçük bir arkadaş çevresinin hikayesi olmasına rağmen isimlerde o kadar sıkıntı yaşadım ki sonradan kendi seçtiğim kitapları düşününce bu durumu fark ettim. Genelde benim kitaplarımdaki insanlar istemsiz bir biçimde ya sosyal olarak ya da coğrafi etmenlerle tecrit edilmiş küçük gruplar veya kişilermiş. Sanırım yine lafı bayağı uzattım, bu resmi de işte Puslu Kıtalar Atlası buluşmamızda milletin kafasını ütülerken çizmiştim. 

21 Ağustos 2023 Pazartesi

Yalçın Altın Anısına...

     Pandemi zamanı geceleri maket yaparken Lovecraft eserlerinin sesli kitap hallerini dinliyordum, nedense hiç Türkçe seslendirenlere bakma gereği duymamıştım. Moby Dick faciasından sonra arama bile yapmadım ancak İngilizce okurlardan dinlerken sağda önerilerde Yalçın Altın'ın kanalı çıktı, pek bir beklentiye girmeden hadi bir bakayım dedim, o dönem hangi hikayeyi seslendiriyordu hatırlamıyorum ancak ben hemen Charles Dexter Ward Vakası'na doğru kırdım dümeni, inanılmaz derecede başarılıydı. Tam olarak kafamda hayal ettiğim biçimde seslendirmişti kitabı, o günden beri hala favori Lovecraft seslendirmenim kendisi. Yanlış hatırlamıyorsam iki sene önce falan ilk kanser teşhisi konmuştu, onu atlattı, sonra tekrar nüksettiğini söyledi yine kemoterapi süreçleri falan derken Yalçın Altın 2-Kanser 0 türünden bir şeyler paylaşıp hepimizi mutlu etmişti. Bu süreçte konuşmaya da başlamıştık, ara ara haber alıyorduk kendisinden. En son birkaç ay önce Instagram'dan iletişime geçmeye çalışmıştım, cevap yazmamıştı. Kanalda da uzun zamandır hareket yoktu, video altına yorum falan da bıraktım geçtiğimiz aylarda ama nafile. En son bugün acaba sağda solda e-posta aderesi, telefon numarası bir şeyi var mıdır diye bir Google taraması yapacakken daha ismini yazar yazmaz sayfa başında vefat haberini gördüm 9 Temmuz 2023 tarihinde gözlerini kapamış. Aklıma son konuşmamız geldi, Lovecraft hemen hemen bitmeye durunca şimdi sırada bizi kimler bekliyor diye konuşmuştuk biraz. Hastalıkla alakalı durumlar ne diye sorunca: "Merak etme daha seslendirilecek çok öykü var" demişti. Daha dün akşam milyonuncu defa tekrardan Innsmouth Üzerindeki Gölgeyi dinliyordum, böyle durumlarda düzgün bir veda edememek insanı bayağı üzüyor. Tek tesellim büyük ihtimalle nefes alıp verdikçe bir şekilde sesinin bir şekilde en azından bulunduğum odanın duvarlarında yankılanacak olması, ölüme direnmek böyle bir şey olsa gerek. 

Yalçın Altın Lovecraft Öyküleri Kanalına Ulaşmak İçin


16 Ağustos 2023 Çarşamba

Saray-Vakıflar Yolu Üzeri

     Bu yazın hiçliğin ortası çizimi de bu resim oldu, sahne pek güzel olmasına rağmen malzemelerimi hafta sonu kullandığım çizim çantasında unutunca artık geriye ne kaldıysa onunla idare ettim. Böyle sahnelerde mürekkepleme olmayınca pek başa çıkamıyorum. Gördüğünüz üzere çizimde üç katmanda toplanmış gibi olması gerekirken minyatür gibi çok daha düz bir görünüm elde etmeyi başarmışım onca uğraşa rağmen. Neyse artık kısmet başka resimlere...

15 Ağustos 2023 Salı

Artİstanbul Feshane Buluşması

     Bir süre önce sosyal medyada Feshane'nin restorasyonunun tamamlandığı ve eski kullanım şekli olan yöresel ürün fuarının tamamen dışında sanat galerisi olarak projelendirildiğini görmüştük. Bu buluşmada hepimiz mekanın yeni halini merak edince hadi madem bir gidelim dedik. Ben kendi adıma yeni halini bayağı beğendim, Haliç kenarında kütüphanesi, kafesi ve galerileriyle hiç de fena olmamış. Bu buluşmada yine bir miktar üşengeçlik göstersem de çizim yapabilmeyi başardığımı ifade etmem gerekiyor. Böyle böyle normal bir biçimde çizim yaptığım günlere döneceğim sanırım.



14 Ağustos 2023 Pazartesi

Malzemesiz Yakalanmak...

      Bazen pat diye olmadık bir yerde karşıma çok güzel bir sahne çıkıyor ve o anda çantama davranır davranmaz ihtiyacım olan malzemelerin çantamdan sebepsiz yere bizzat şahsım tarafından çıkartılmış olduğunu fark ediyorum. Bu sahnede "Bu kadar hoşuna giden neydi acaba?" derseniz inanın ben de bilmiyorum. Sanırım sahnenin katmanlı yapısı hoşuma gitti, çatının altında kalan kısımların renkleri falan da olabilir ancak eldeki malzeme sınırlı olunca ortaya işte böyle bir resim çıktı.

13 Ağustos 2023 Pazar

USk İstanbul Maçka Parkı Buluşması

 

     Yaz mevsiminde en güzel buluşmalar bence park-bahçede olanlar, ki bir de parktaki baskın ağaç türü Çam ise gerçekten parkta geçen süre efsanevi statüsüne çıkabiliyor bir anda. Pek romantize etmek istemiyorum bu durumu ama Çam en güzel kokan ağaçların başında yer alabilir, hele bir de yaz sıcağında tatlı bir rüzgarla bu koku bronşlarınızın en derinliklerine kadar ulaşabiliyorsa. Bir de buluşmada uzun zamandır göremediğimiz yüzler vardı, yıllar sonra muhabbete kaldığımız yerden devam edebiliyor olmak her seferinde ilginç geliyor. Bu buluşmanın çizimi de aşağıda: