SHG Airshow 2025 izlenimlerimize kaldığımız yerden devam, bu defa çok özel bir uçaktan bahsedeceğiz: seri numarası T7471 olan de Havilland Tiger Moth. Bu, sıradan bir çift kanatlı uçak değil, kendisi tam olarak 9 dalda Oscar kazanan “The English Patient” (İngiliz Hasta) filminde yer alan o efsane uçak. Onu havada görmek gerçekten büyüleyiciydi, sinema tarihinin parçası olan bu uçak, gökyüzünde bambaşka bir şekilde “yaşıyor”. Zarif hatları, motorunun o kendine özgü sesi ve havada süzülüşüyle insanı zamanın gerisine götürüyor.
Her zamanki gibi çekim kalitesi için şimdiden özür dilemek isterim, kameram ve kurgu yeneteklerim asla sahneyi size aktarma konusunda düzgün bir iş çıkartacak seviyede olamıyor, bunlar aslında daha çok benim kişisel arşivim niteliğinde olan görüntüler ancak benim gibi Youtube'da saatlerce bu şekilde şahsi görüntü arşivinde gezinmeyi seven az sayıda insanın belki işine yarayabilir veya zamanlarını hoş geçirmelerine sebebiylet verebilir düşüncesiyle mutlaka görüntüleri internet ortamına taşıyorum.
Bu uçak çok yakın zamana kadar atış eğitimlerinde hedef olarak kullanılıyormuş, sırtında bayağı bir mermi izi vardı şu halinde bile. Sonradan bir şekilde adını nasıl telaffuz edeceğimi bilemediğim Bartosz Maciejczyk abimizin eline geçiyor bu kuş ve netice işte gözlerinizin önünde. Bu kadar hantal görünüp bu kadar sanırım doğru tabiri ile "devingen" bir uçak görmemiştim. Hızını aldıktan sonra kamerayla takip edemedim, bir yandan o kadar sakin ve yavaş görünüyorken öte yandan kamerayla takip etmesi bile zor. Tartışmasız gösterinin yıldızlarından biriydi, böyle havalarda parlatılmış alüminyum yüzeylerde güneşin yansımalarını takip etmek de insana inanılmaz bir haz veriyor. Tek kelimeyle muhteşem bir gösteriydi, emeği geçen herkese ne kadar teşekkür etsek az.
Bazı pilotların gerçekten de kafası hiç yerinde olmuyor, bu Typhoon'u uçuran arkadaş da öyleydi sanırım. İnsan arada bir afterburner kapatmaz mı arkadaş nasıl bir yakıt stoğun var senin, çok büyük bir uçak da değil Typhoon bu kadar bol keseden harcamak nedir şu zamanda yahu? Ağzım açık kaldı, umarım tez elden bize de gelir şöyle iki filo da doya doya izleriz.
***Video için çok çok özür dilerim, uçak çok yukarıda ve aşırı hızlı olunca kameraman ne yapabilir a dostlar?
Hayat insana gerçekten çok güzel sürprizler hazırlayabiliyor, yıldırım aşkına inanmazdım şu güzelliği görene kadar. Bu yaşıma kadar genel olarak düşününce çoğu şeyi tanıdıkça sevdiğimi düşünmeme rağmen T-28 Trojan beni mahvetti arkadaşlar. Bu uçağın resimlerini falan sağda solda görünce yüzüne bakmazdım pek, öyle bir uçağın varlığından haberim vardı sadece o kadar. T-6 Texan benzeri bir şeydi işte. Gösteride ilk havalanan uçaklardan birisi oldu, sesi o kadar güzeldi ki kayıtsız kalamazdınız asla. Görüntüsü zaten güzel, şu renklere bir bakın. Neyse o gün aklıma bir kurt düştü hemen, bunun kitini bulmam lazımdı, ne yazık ki Türkiye sınırları içerisinde hiçbir yerde bulamadım. Zaten iki tane kit var piyasada 48 ölçekte, birisi eski Monogram kiti, diğer Ukrayna'lı üretici Roden'in kiti. Roden'in kitine de pek denk gelemedim alışveriş sitelerinde.
Neyse sonra tüm ülkelerin Amazon sayfalarını gezerken Amazon US'te buldum, biraz pahalı sayılabilecek bir ücret karşılığında satın aldım, farkında olmadan karımı dolandırmışım, meğersem kendi kartını kaydetmiş alışveriş yapmak için. Şimdi geriye kargoyu beklemek kalıyordu, bir gün ofiste danışmadan aradılar, kargonuz var dediler. Yine hatırı sayılır bir meblağ vergi olarak ödendikten sonra kutuyu teslim aldım, alışkanlık gereği ilk olarak adrese baktım, bir de ne göreyim maket Ukrayna'dan gelmiş, direkt üretici firma gönderiyor sanırım. Çok duygulandım savaş zamanı adamları zahmete soktum diye sonra bir de keder bastı. Şimdi muhtemelen bu kiti kıyıp yapamayacağım asla, yedeğini de nasıl bulurum bilmiyorum. Ben bu derdi çözümlemeye çalışırken uçağın videosunu bırakıyorum aşağıya.
Ayrıca son olarak bahsetmek istediğim bir konu daha var, şu koskoca uçakları çekmek için bir Mini Couper kullandıklarını görünce ve bayağı kıskandım, söyleseniz biz de Daihatsu Cuore'mizle gelirdik kardeşim, benim Cuore'min neyi eksik, sizlere and içerim ki demirciye gidip uçak çekmek için ön tarafa çeki demiri yaptırmamak için kendimi zor tutuyorum çünkü biliyorsunuz yaptırırsam kesin sürekli arabada tutarım, e yani insanın ne zaman nerede uçak çekeceği belli mi oluyor sanki, o yüzden yaptırmıyorum ama içimde de kalmadı değil doğrusu. Böyle saçma şeyleri de neden düşünüyorum bilmiyorum.
Yıllardır bir yolunu bulup katılmak istediğim etkinliklerden biriydi Sivrihisar Hava Gösterileri (SHG Airshow). Her yıl filoya yeni yeni uçaklar eklendikçe bu etkinliğe kayıtsız kalmak günden güne zorlaşıyordu. Özellikle geçen sene Spitfire’ın da koleksiyona dahil edilmesiyle artık bu gösteriye herhangi bir bahane dolayısıyla katılmıyor olmak affedilmez bir şey hâline geldi.
Bir gün yine ıssızlığın ortasında ben arayacakken Tora beni aradı, konuyu açtığı anda öne süreceğim her türlü gitmeme sebebinin boş olacağının ikimiz de farkındaydık, zaten çok da direnme şansım yoktu. İkimizin de son derece düzensiz programına rağmen bir şekilde planlarımızı ayarlayıp gösterileri araya sıkıştırdık. Ve bu sanırım hayatta yaptığım ender doğru şeylerden biriydi.
Hayatımda mutlaka en az bir kez yaşamam gereken bir deneyimmiş bu. Onlarca yıl önce emekliye ayrılmış havacılık efsanelerini gökyüzünde yeniden görmek, motorlarını yeniden gökyüzünü yararken duymak tüyleri diken diken eden bir histi. Elimdeki sınırlı imkânlarla bolca fotoğraf ve video çekmeye çalıştım; hatta gösteri öncesinde araya bir tane de çizim sıkıştırdım.
Bu yaz biraz zor bir yaz oldu benim için, üstümden geçip gitti tüm ağırlığıyla. Hala toparlayabilmiş sayılmam ama en azından bu gösteri yaza güzel bir final oldu gibi. Çektiğim görüntüleri ancak kurgulayabildim ancak gün gün ekleyeceğim onları da, umarım bundan sonraki gösterilere de katılma fırsatı ve motivasyonu bulabilirim.
Bu senenin en ilginç buluşma mekanlarından birisi tartışmasız Haliç Tersanesi oldu, maalesef biz gittiğimizde sergi salonları kafeler kapalıydı, İBB'nin diğer İBB Miras tesisleri gibi atıl haldeydi ama tersaneye bu kadar yaklaşmak güzeldi. Kuru havuzda vapurlardan biri bile vardı, havuzlanmış gemi görüntüleri konusunda biraz takıntılıyımdır tahmin edeceğiniz üzere, şu fotoğrafı çektiğim yeri bulur bulmaz arkadaşlarıma çizim lokasyonu olarak göstermek için koştum, sonra herkes oraya akın edince iş güvenliği sebebiyle kapattılar, oradan çizim yapmak istiyordum oysa, hevesim resmen kursağımda kaldı ve evet sonrasında da çizim yapmak gelmedi içimden, hemen eve gittim ve yatağın üstüne atlayıp ağladım diye de bitebilirdi bu hikaye eğer buluşmanın kalanı bu kadar güzel geçmeseydi.
Geçen buluşma size işlerin nasıl konjtrolden çıktığından bahsetmiştim hatırlarsanız, tahmin edin ne oldu artık tamamen delirdi, koptu gitti. Yüzüncü buluşmamızı yaptık bilmiyorum gündemlerinizde yerimizi aldık mı ama bu grup birçok şeye rağmen yüzüncü buluşmasını yaptı. En garip buluşmalardan biri oldu benim için. Bir yandan sevinirken garip şeyler de öğrendik, meğersek grubumuza düzenli ücretli bir biçimde katılımcı gönderen organizasyon grupları da varmış. Bu zamana kadar asla kar amacı gütmediğimiz senelerce emek verdiğimiz bir oluşumu bu şekilde kullanmak isteyenler konusunda ne yapabiliriz bilmiyorum. Yine de öyle veya böyle yüzü tamamladık, hayatınmda çok da eşine rastlanmayan bir süreklilik...
Sanırsam biz biraz ünlü olduk dostlar, bu buluşma TRT World'den geldiler, dünyada ülkemizi temsil etmemiz falan gerekiyormuş, hiç de farkında olmadan böyle bir yük yüklenmiş omuzlarımıza, e ne yapalım tamam dedik bizler de artık. Biz de başlarken bu işin buralara varacağını tahmin etmiyorduk ama kader işte, hayatta bazen böyle tatlı şeyler de olabiliyor, videoyu da aşağıya bırakıyorum.
Geçtiğimiz ay mesaj kutumuza bir mesaj düştü, mesajın sahibi Joaquin Gonzales Dorao abimizmiş, hemen heyecanlandık tabii ki. Meğersem kendi USk grubuyla İstanbul'a geliyormuş, birlikte çizelim mi dediler, dedik neden olmasın şahane olur, sonra programımızı yaptık hemen, güzel bir buluşma oldu. İspanyol teyzelerden bir sürü numara kaptık, sonra birlikte çay içmeye gittik, sanırım ağırladığımız en neşeli gruptu, umarım bunu tekrarlarız bir gün yine...
Bazı yerlerde ne kadar çok buluşma yapsak da eskimiyor, Kuzguncuk'ta öyle bir lokasyon bizim için, her ne kadar ulaşım konusunda biraz zaman zaman zorlansak da Kuzguncuk buluşmalarını seviyorum. Bu sefer çizimden çok kendimizi yemeğe kaptırdığımız bir buluşma olmuş olabilir. Ben yine bir şeyler çizemedim ama en azından bu buluşmada denemek istemiştim.